Barkod: 9786255683786
Sayfa Sayısı: 224
Ebat: 13.5x19.5 cm
Yayın Tarihi: Ocak 2026
Kategori: Romanlar
Orijinal Dili: Türkçe
“Elime alıyorum tokayı; ortadan bastırıldığında kapanıp açılan türden. Çıt çıt... Tokaya sıkışmış tüyü inceliyorum. Bir saç kılı bu; incecik, uzun. Hiç kuşkusuz benden sonra bir kız çocuğu kalmış bu odada. Kumral saçlı bir kız. Bu kızın kumaş ve lastik saç bağcıkları ve taçları varmış, çünkü ahşap kutudan çıkanlar bunlar. Böyle bir kızın varlığını dolaba asılı banyo havlusu da kanıtlıyor. Çocuk havlusunun yanında kocaman, beje çalan başka bir havlu sabahlık daha asılı.”
Gölün kıyısına vuran bir ceset. Kumun üzerinde unutulmuş bir bıçak. Kaan, uzun zamandır görmediği babasını son yolculuğuna uğurlamaya hazırlanırken, bu yasın içinde dile gelmeyen bir şeyler dolaşıyor. Bir öfke. Bir sızı. Bir utanç. Peri’nin çalınmış çocukluğundan geriye kalan utanç. Bu cenaze, yalnızca bir vedaya değil; geçmişin sessizlikle örtülmüş anlarına da çağırıyor onları. Peri de Kaan da, yıllar boyunca söylenmiş yalanları, anlamla yüklenmiş suskunlukları, bilerek kaçırılmış bakışları ve hiç sorulmamış soruları bir bir hatırlıyor. Herkesin bildiği ama kimsenin adını koymadığı aile sırlarını. Çocukluk geri alınabilir mi? Hatırlamak bir yarayı iyileştirir mi, yoksa onu daha görünür mü kılar? Kumlara saplı bir bıçak, geçmişin izlerini kesip atmaya yeter mi? Bu roman, bireysel bir yasın içinden geçerek, çocukluğun korunmamış alanlarını, sınıfsal ve cinsel sömürünün iç içe geçtiği o karanlık eşiği yokluyor. Menekşe Toprak, Peri’de zor bir meseleyi yüksek sesle değil, derinlikli ve edebi bir sezgiyle ele alıyor; okuru, suskunluğun en çok konuştuğu yere davet ediyor.
“Elime alıyorum tokayı; ortadan bastırıldığında kapanıp açılan türden. Çıt çıt... Tokaya sıkışmış tüyü inceliyorum. Bir saç kılı bu; incecik, uzun. Hiç kuşkusuz benden sonra bir kız çocuğu kalmış bu odada. Kumral saçlı bir kız. Bu kızın kumaş ve lastik saç bağcıkları ve taçları varmış, çünkü ahşap kutudan çıkanlar bunlar. Böyle bir kızın varlığını dolaba asılı banyo havlusu da kanıtlıyor. Çocuk havlusunun yanında kocaman, beje çalan başka bir havlu sabahlık daha asılı.”
Gölün kıyısına vuran bir ceset. Kumun üzerinde unutulmuş bir bıçak. Kaan, uzun zamandır görmediği babasını son yolculuğuna uğurlamaya hazırlanırken, bu yasın içinde dile gelmeyen bir şeyler dolaşıyor. Bir öfke. Bir sızı. Bir utanç. Peri’nin çalınmış çocukluğundan geriye kalan utanç. Bu cenaze, yalnızca bir vedaya değil; geçmişin sessizlikle örtülmüş anlarına da çağırıyor onları. Peri de Kaan da, yıllar boyunca söylenmiş yalanları, anlamla yüklenmiş suskunlukları, bilerek kaçırılmış bakışları ve hiç sorulmamış soruları bir bir hatırlıyor. Herkesin bildiği ama kimsenin adını koymadığı aile sırlarını. Çocukluk geri alınabilir mi? Hatırlamak bir yarayı iyileştirir mi, yoksa onu daha görünür mü kılar? Kumlara saplı bir bıçak, geçmişin izlerini kesip atmaya yeter mi? Bu roman, bireysel bir yasın içinden geçerek, çocukluğun korunmamış alanlarını, sınıfsal ve cinsel sömürünün iç içe geçtiği o karanlık eşiği yokluyor. Menekşe Toprak, Peri’de zor bir meseleyi yüksek sesle değil, derinlikli ve edebi bir sezgiyle ele alıyor; okuru, suskunluğun en çok konuştuğu yere davet ediyor.