Dönüyordu
Paylaşım:
Dönüyordu Bektaşîlikte Zaman Kavrayışı

Kitap Künyesi:

ISBN: 975-6719-56-7

Sayfa Sayısı: 106

Ebat: 13.5 x19.5 cm

Yayın Tarihi: 1992

Kategori: Araştırma - İnceleme

Kitap Hakkında:

Genelde bilim ve felsefenin problematiği gibi anlaşılan zaman, yakından bakıldığında belki de en çok dinleri ilgilendirir. Çünkü kendisini zamandışı (ezelî ve ebedî, başlangıçsız ve sonsuz) sayan bütün dinler, olgusal olarak tek tek ele alındığında tarihseldir. Bir başka deyişle, ister kitaplı üç din, Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık, ister onlardan önce var olup birlikte yaşamını sürdüren diğer dinler, Hinduizm, Budizm, Taoizm vd., belli bir toplumsal yapının bir anından itibaren ortaya çıkar ve adım adım şekillenir. Bu tarihsel oluş özelliği, dinlerin kendisini tanımladığı zamandışılıkla çelişir. Tarihsel olan, bir gün ortadan kalkabilir, çünkü bir başkasıyla yer değiştirebilir. Öyleyse her din, kendisini bu açmazdan kurtarmak üzere zamanı yeniden tanımlamak zorundadır. Bu durum, özellikle vahiy yoluyla gelen, kendi sistematiğini kurup mutlak doğru adına dünyayı düzene sokmaya girişen kitaplı dinlerin ortodoks yorumları için kaçınılmazdır. Bir tutum olarak ortodoksinin zamanı sahiplenmesi ise ister istemez "öteki"ni dışarda bırakır. Burada kastedilen "öteki", dindışı veya din karşıtı herhangi bir (ideolojik) duruş olabileceği gibi, o dinin heterodoks biçimlerini de içerebilir. Reha Çamuroğlu, "Dönüyordu" adlı kitabında bu çetrefil sorunu, zamanın ortodoks-heterodoks kavranış biçimlerini karşılaştırarak çözümlemeye çalışır. Yazarın çabası bu kadarla sınırlı kalmaz. Özellikle ortodoks İslam’ı ideolojiye dönüştürerek radikalleşen akımların (fundamentalizm), zamanı tanımlama ekseninde, din karşıtı ideolojilerle (sosyalizm, komünizm) örtüşen yanlarını da sergiler. Kitabın sonuç hükmü ise Bektaşîliğin, Anadolu’da yüzyıllardır çeşitli baskı evrelerinden geçtiği halde, yayıldığı bütün alanlarda varlığını koruyabilmesinin, zamanı kavrayışından kaynaklandığı yolundadır. Reha Çamuroğlu "Dönüyordu"da, başta üç dinin temel kitapları (Tevrat, İncil ve Kuran) olmak üzere, diğer dinlerin kaynakları ile din/inanç ve düşünce tarihi üzerine incelemelerden yararlanmış. Kitaptaki, Bektaşîliğin zamanı kavrayışına ilişkin değerlendirmeler ise kayda geçmiş (yayımlanmış) Bektaşî nefesleri kadar, tarikatın sözel olarak aktarılan bilgilerine de dayanıyor. Reha Çamuroğlu, "Tarih, Heterodoksi ve Babaîler"de, dinin ortodoks yorumuyla oluşan dünyevî modelin, toplumların tarihinde nasıl bir tahakküm aracına dönüştüğünü göstermişti. Bektaşîliğin zamanı kavrayışının sergilendiği "Dönüyordu"da ise, ortodoksinin yeniden tanımladığı zamanı sahiplenmesini ve kendini anlamlandırma çabasını çözümlüyor. Çamuroğlu’na göre, söz dinleri, Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık, zamanı çizgisel doğrultuda kavrayarak, tarihsel zamandan farklı bir kutsal zaman anlayışıyla, geçmiş-bugün-gelecek eksenine oturur. İçine doğduğu toplumun bugününden başlayarak dünü yeniden kurar, dolayısıyla yarını da belirleme çabasına girişince kendini mutlaklaştırır, ortodokslaşır ve geliştirdiği modelle, kaçınılmaz olarak bir tahakküm aracına dönüşür. Toplumsal düzeyde "kaos" olarak nitelenen durumdan, kentlere ve uygarlığa geçilir. Bu geçişin epistemolojik karşılığında ise ben ve öteki kavramları ortaya çıkar. Mutlak olan ben, farklı olanı da belirleme çabasına girerek yarattığı bu gerilimi sürekli kılar ve tahakkümünü yeniden üretir. Dolayısıyla, her ne kadar zaman zaman aksi dile getirilse de, her üç dinin şeriatı (doğru yol, Tanrı buyruğu), başka geleneklerin değerlerine kendini kapatır; zamanın hâkimi olmak istediğinden, "öteki"ne hayat hakkı tanımaz. Genel anlamda heterodoksinin zaman anlayışı ise döngüseldir. Çizgisel olarak bütün zamana yayılan, bu yüzden de dünyevî olan zamanla ilgilenmez. Kutsal zaman ile dünyevî zaman arasında bir noktada, bugünü esas alır. Heterodokside dün yoktur; her şey bugün içinde olup biter. Dolayısıyla yarın da bir anlam taşımaz. Tanrı inancı ise ortodoksların başvurduğu dolayımı (Tanrı’nın ayetler aracılığıyla öğrenilmesini) dışlar. Heterodoks inanç sahipleri Tanrı’nın doğrudan, içte, kendinde, kendini bilmeyle algılanabilirliğini savunur. Bunun için bir araca, dile, dillere gerek yoktur. Bu yüzden de her üç dinin heterodoksileri, kendilerini tarihsel zamana bağlayan verili dil yerine, evrensel, insan için öncesiz ve sonrasız olduğuna inanılan iletişim kalıpları üzerine yoğunlaşmıştır. Matematik, resim, dans ve notaların evrenselliği vurgulanmış, etimolojik yapılarından soyutlanan harfler, bu amaç için kullanılan başlıca araçlar haline getirilmiştir. Dinin bireyin özüyle ilgili olduğunu kabul eden heterodoksilerin bir diğer ayırıcı özelliği, bu noktada ortaya çıkar. Birbirleriyle sürekli çatışan ortodoksilerin aksine farklı dinlerin heterodoksileri, birbirlerine dil, kültür ve tarih dayatmasından uzak durduklarından, hemen hemen her zaman sıcak ve dostane ilişkiler içinde yaşarlar. Bektaşîliğin "zaman konusunda oldukça özel, karmaşıklık kazanmış bir dizi kilit düşünce ve kavrama sahip olduğunu" belirten Reha Çamuroğlu, "Dönüyordu"da bu inanç ve düşünce sistematiğinin yarattığı farklı anlam katmanlarını en ince noktalarına kadar irdeleyerek anlatır. Yazara göre Bektaşîlik, tarihteki biten zamanlara, olmuş bitmişlik duygusuyla yaklaşır; geçmiş değil bugünün içindeki şimdiyle ilgilenir. Bektaşîlerin zaman kavrayışı, tıpkı kanın beden içindeki devrini tamamlaması gibi döngüseldir. Bu özel anlamlı şimdi kavramı, bünyesinde bir imkân olarak geçmiş ve geleceği birlikte barındırır. Bütün değerler, dönüştürücü niteliğe de sahip olan bu sürekli tekrarlanan an üzerine kurulur. Tarihsel olandan kopuş, tarihsel zamanın olgusu olan din yerine imanı öne çıkartır. Böylece Tanrı üzerine düşünmek değil, Tanrı’ya varabilmek için önce "kendini bilmek", kişinin kendi üzerine (özünü) düşünmesi önem kazanır. Dolayısıyla da Tanrı’yı bilmek için engele dönüşen kişinin okuma yazma bilmesi, Arapça bilmesi gibi zorunluluklar ortadan kalkar. Çünkü döngüsel zaman içinde öz, belki şimdi çobandır ama dünyaya daha önce âlim olarak gelmiş olabilir; bundan sonra da ne olarak geleceği bilinmez. Şimdiki zamanın içinde her şeyi ve herkesi bir olanın parçası ve kendinin "akrabası" sayan Bektaşîlik, ortodoksinin yarattığı "iki"nin (ben ve öteki) gerilim ve çatışmasından da uzak durur.

Kitap Hakkında:

Genelde bilim ve felsefenin problematiği gibi anlaşılan zaman, yakından bakıldığında belki de en çok dinleri ilgilendirir. Çünkü kendisini zamandışı (ezelî ve ebedî, başlangıçsız ve sonsuz) sayan bütün dinler, olgusal olarak tek tek ele alındığında tarihseldir. Bir başka deyişle, ister kitaplı üç din, Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık, ister onlardan önce var olup birlikte yaşamını sürdüren diğer dinler, Hinduizm, Budizm, Taoizm vd., belli bir toplumsal yapının bir anından itibaren ortaya çıkar ve adım adım şekillenir. Bu tarihsel oluş özelliği, dinlerin kendisini tanımladığı zamandışılıkla çelişir. Tarihsel olan, bir gün ortadan kalkabilir, çünkü bir başkasıyla yer değiştirebilir. Öyleyse her din, kendisini bu açmazdan kurtarmak üzere zamanı yeniden tanımlamak zorundadır. Bu durum, özellikle vahiy yoluyla gelen, kendi sistematiğini kurup mutlak doğru adına dünyayı düzene sokmaya girişen kitaplı dinlerin ortodoks yorumları için kaçınılmazdır. Bir tutum olarak ortodoksinin zamanı sahiplenmesi ise ister istemez "öteki"ni dışarda bırakır. Burada kastedilen "öteki", dindışı veya din karşıtı herhangi bir (ideolojik) duruş olabileceği gibi, o dinin heterodoks biçimlerini de içerebilir. Reha Çamuroğlu, "Dönüyordu" adlı kitabında bu çetrefil sorunu, zamanın ortodoks-heterodoks kavranış biçimlerini karşılaştırarak çözümlemeye çalışır. Yazarın çabası bu kadarla sınırlı kalmaz. Özellikle ortodoks İslam’ı ideolojiye dönüştürerek radikalleşen akımların (fundamentalizm), zamanı tanımlama ekseninde, din karşıtı ideolojilerle (sosyalizm, komünizm) örtüşen yanlarını da sergiler. Kitabın sonuç hükmü ise Bektaşîliğin, Anadolu’da yüzyıllardır çeşitli baskı evrelerinden geçtiği halde, yayıldığı bütün alanlarda varlığını koruyabilmesinin, zamanı kavrayışından kaynaklandığı yolundadır. Reha Çamuroğlu "Dönüyordu"da, başta üç dinin temel kitapları (Tevrat, İncil ve Kuran) olmak üzere, diğer dinlerin kaynakları ile din/inanç ve düşünce tarihi üzerine incelemelerden yararlanmış. Kitaptaki, Bektaşîliğin zamanı kavrayışına ilişkin değerlendirmeler ise kayda geçmiş (yayımlanmış) Bektaşî nefesleri kadar, tarikatın sözel olarak aktarılan bilgilerine de dayanıyor. Reha Çamuroğlu, "Tarih, Heterodoksi ve Babaîler"de, dinin ortodoks yorumuyla oluşan dünyevî modelin, toplumların tarihinde nasıl bir tahakküm aracına dönüştüğünü göstermişti. Bektaşîliğin zamanı kavrayışının sergilendiği "Dönüyordu"da ise, ortodoksinin yeniden tanımladığı zamanı sahiplenmesini ve kendini anlamlandırma çabasını çözümlüyor. Çamuroğlu’na göre, söz dinleri, Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık, zamanı çizgisel doğrultuda kavrayarak, tarihsel zamandan farklı bir kutsal zaman anlayışıyla, geçmiş-bugün-gelecek eksenine oturur. İçine doğduğu toplumun bugününden başlayarak dünü yeniden kurar, dolayısıyla yarını da belirleme çabasına girişince kendini mutlaklaştırır, ortodokslaşır ve geliştirdiği modelle, kaçınılmaz olarak bir tahakküm aracına dönüşür. Toplumsal düzeyde "kaos" olarak nitelenen durumdan, kentlere ve uygarlığa geçilir. Bu geçişin epistemolojik karşılığında ise ben ve öteki kavramları ortaya çıkar. Mutlak olan ben, farklı olanı da belirleme çabasına girerek yarattığı bu gerilimi sürekli kılar ve tahakkümünü yeniden üretir. Dolayısıyla, her ne kadar zaman zaman aksi dile getirilse de, her üç dinin şeriatı (doğru yol, Tanrı buyruğu), başka geleneklerin değerlerine kendini kapatır; zamanın hâkimi olmak istediğinden, "öteki"ne hayat hakkı tanımaz. Genel anlamda heterodoksinin zaman anlayışı ise döngüseldir. Çizgisel olarak bütün zamana yayılan, bu yüzden de dünyevî olan zamanla ilgilenmez. Kutsal zaman ile dünyevî zaman arasında bir noktada, bugünü esas alır. Heterodokside dün yoktur; her şey bugün içinde olup biter. Dolayısıyla yarın da bir anlam taşımaz. Tanrı inancı ise ortodoksların başvurduğu dolayımı (Tanrı’nın ayetler aracılığıyla öğrenilmesini) dışlar. Heterodoks inanç sahipleri Tanrı’nın doğrudan, içte, kendinde, kendini bilmeyle algılanabilirliğini savunur. Bunun için bir araca, dile, dillere gerek yoktur. Bu yüzden de her üç dinin heterodoksileri, kendilerini tarihsel zamana bağlayan verili dil yerine, evrensel, insan için öncesiz ve sonrasız olduğuna inanılan iletişim kalıpları üzerine yoğunlaşmıştır. Matematik, resim, dans ve notaların evrenselliği vurgulanmış, etimolojik yapılarından soyutlanan harfler, bu amaç için kullanılan başlıca araçlar haline getirilmiştir. Dinin bireyin özüyle ilgili olduğunu kabul eden heterodoksilerin bir diğer ayırıcı özelliği, bu noktada ortaya çıkar. Birbirleriyle sürekli çatışan ortodoksilerin aksine farklı dinlerin heterodoksileri, birbirlerine dil, kültür ve tarih dayatmasından uzak durduklarından, hemen hemen her zaman sıcak ve dostane ilişkiler içinde yaşarlar. Bektaşîliğin "zaman konusunda oldukça özel, karmaşıklık kazanmış bir dizi kilit düşünce ve kavrama sahip olduğunu" belirten Reha Çamuroğlu, "Dönüyordu"da bu inanç ve düşünce sistematiğinin yarattığı farklı anlam katmanlarını en ince noktalarına kadar irdeleyerek anlatır. Yazara göre Bektaşîlik, tarihteki biten zamanlara, olmuş bitmişlik duygusuyla yaklaşır; geçmiş değil bugünün içindeki şimdiyle ilgilenir. Bektaşîlerin zaman kavrayışı, tıpkı kanın beden içindeki devrini tamamlaması gibi döngüseldir. Bu özel anlamlı şimdi kavramı, bünyesinde bir imkân olarak geçmiş ve geleceği birlikte barındırır. Bütün değerler, dönüştürücü niteliğe de sahip olan bu sürekli tekrarlanan an üzerine kurulur. Tarihsel olandan kopuş, tarihsel zamanın olgusu olan din yerine imanı öne çıkartır. Böylece Tanrı üzerine düşünmek değil, Tanrı’ya varabilmek için önce "kendini bilmek", kişinin kendi üzerine (özünü) düşünmesi önem kazanır. Dolayısıyla da Tanrı’yı bilmek için engele dönüşen kişinin okuma yazma bilmesi, Arapça bilmesi gibi zorunluluklar ortadan kalkar. Çünkü döngüsel zaman içinde öz, belki şimdi çobandır ama dünyaya daha önce âlim olarak gelmiş olabilir; bundan sonra da ne olarak geleceği bilinmez. Şimdiki zamanın içinde her şeyi ve herkesi bir olanın parçası ve kendinin "akrabası" sayan Bektaşîlik, ortodoksinin yarattığı "iki"nin (ben ve öteki) gerilim ve çatışmasından da uzak durur.

Yazar Hakkında:

İstanbul’da memur bir anne ve muhasebeci bir babanın oğlu olarak 20 ağustos 1958’de doğan Reha Çamuroğlu, ilköğrenimini Ankara’da, ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra 1986’da Boğaziçi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nü bitirdi. "Kara", "Efendisiz", "Cem" ve "Nefes" dergilerinde yazı işleri müdürlüğü, ansiklopedilerde tarih yazarlığı ... Yazarın Sayfası Yazarın Sayfası

Doğan Kitap Tarafından Yayımlanan Diğer Eserleri:

  • Doğan Holding
  • Doğan Kitap
  • Egmont
Doğan Egmont Copyright © 2019 | Tasarım ve Uygulama: Carbon Interaktif