"roman" ile etiketlenen 6 kitap bulunmuştur.

Kâğıt Kız

Kâğıt Kız

Kitapları dünyada 10 milyonun üstünde satılan ve 33 dile çevrilen Fransa’nın en çok satan yazarı Musso’dan soluk soluğa okuyacağınız sıra dışı bir roman…

“Fırtınalı bir gecenin ortasında, sırılsıklam ve çırılçıplak, terasımda belirdi.
- Nerden çıktınız siz?
- Düştüm.
- Nereden düştünüz?
- Kitabınızdan düştüm. Hikâyenizden düştüm yani!”

İlham perisini kaybeden ünlü yazar Tom Boyd’un hayatına aniden, romanlarının kahramanı Billie girer.
Billie güzeldir, umutsuzdur ve eğer Tom yazmayı bırakırsa ölecektir.

Yaşamın yalnızca bir romana bağlı olmasına dair canlı ve etkileyici bir serüven.
Basından
“Son derece başarılı bir olay örgüsü ve öngörülemeyen bir final.” Le Figaro Littéraire
“Sıradışı bir hayal gücüyle Musso son sayfaya kadar heyecanı koruyor.”
Direct soir

“Elinizden bırakamayacağınız büyüleyici, lezzetli ve sıradışı bir roman.”
France Dimanche

Kim

Kim

Nuriye Akman’dan bir yazarın varlığına anlam bulma mücadelesini anlatan etkileyici bir roman…

Adını ve yüzünü okurlarından yıllarca saklayan ünlü bir yazar, son kitabında kendini anlatmaya karar verir. “Ben” adını verdiği eseri, daha önce yazdığı 29 romanın şerhi olduğu kadar, övünç duyduğu egosunu da gözler önüne sermektedir.

Yazar, dinlenmek üzere gittiği bir sahil kasabasında cinsiyeti belirsiz birine âşık olur. “Kadın mısın, erkek mi?” sorusunu reddeder, çünkü bu sıradışı aşkı, çok güvendiği kalemine muazzam bir meydan okuma olarak görür. Onu yazdığı kitaplarla yarıştıracak bu problemi saf zekâsıyla çözmek ister. Fakat akıl, anlamaya yetmez. Kendini içinden çıkılmaz bir labirentin içinde bulan yazar, benliğinin adım adım çöküşüne tanıklık eder.

Kim, yazdıklarıyla sınanan bir yazarın varlığına anlam bulma mücadelesi. Başta cinsiyet olmak üzere insana “ben” dedirten bütün etiketlerin sorgulandığı, fiillere ve sıfatlara sahip olunamazlığın keşfi.

Dağbozumu

Dağbozumu

Aşk, devrim, inanç üçgeninde hüzünlü ve sarsıcı bir yolculuk…

Yusuf ile Evin… Özgürlük için dağa çıkarlar. Ama aşklarını yaşamalarına izin verilmez oralarda. Dağ, aşkın yeşereceği iklim değildir. Dört bir yanları kurallarla, yasaklarla çevrilidir. Aşkın düşmanı çoktur.

Bu gerçeği fark ettiklerinde hayat onları bambaşka yerlere sürükler. Her şeye rağmen aşkını korumayı başaran, aşkının nişanesi tokaya sıkı sıkı sarılıp onunla hayata bağlanan Yusuf bir yana, devrim uğruna her şeyden vazgeçilebileceğini düşünen Evin başka bir yana savrulur.

Aytekin Yılmaz’ın ilk romanı Dağbozumu okurunu aşk, devrim, inanç üçgeninde hüzünlü ve sarsıcı bir yolculuğa davet ediyor.

Aşka Tövbe

Aşka Tövbe

“Varlığıyla bütün kalbimi ve hayatımı dolduran sevgili adam! Onun bu türlü acı çekmesi ve teselli araması beni perişan ediyordu. Benden ne istese vermeye hazırdım. Sırf avunsun diye canımı bile fedaya hazırdım. Ah! Bütün bu şeyleri ona söylememek, benim için değerinin ne olduğunu anlatamamak, susmak, hep susmak!.. İşte asıl dayanılmaz şey buydu.”

Her Cumartesi Rüya Aşk ve Mevt Tabirleri

Her Cumartesi Rüya

Aşk ve Mevt Tabirleri

İbrahim Yıldırım, yeni romanında aşk’ı anlatmak ve tabir etmekle yetinmiyor; okuru, ölümsüz bir karasevdanın kahraman olduğu, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman neşeli bir edebiyat yolculuğuna da çıkarıyor.

Yeni bir kurgu ve dil anlayışıyla kaleme alınan roman, aşk’ın yanı sıra ölümü ve ülkeyi de sorguluyor.

Kitabı okuyup bitirdiğinizde, büyük olasılıkla şöyle düşüneceksiniz: Ebedî aşk, ancak bu kadar edebî anlatılabilirdi!

Tozlu Altın Kafes Yaşamımdan Anılar

Tozlu Altın Kafes

Yaşamımdan Anılar

Kalamış, Beyoğlu, Ege’nin dünyası, yıllar sonra rüyada görülünce bile insanın içini yakan ilk aşk. Kalp acıyla ikiye bölününce insan ne yapar?
İstanbul’un en güzel, en ince minareleri kalbime saplanmıştı sanki, avucumda kırılan nardan üstüme kan akıyordu. Kaçtım şehirden. 18 yaşındayım, hayat önümde upuzun bir yol.

Yarı karanlık eski Gülhane Hastanesi’nde yanık bir şarkı çalar, durur ağlarım; bana yeniden verilmiş canımı hisseder ağlarım.

Yaşlı Ejder’in Protokol Yolu’ndaki tuhaf evi. İçine girdiğim tozlu altın kafes. İki insanın birbirini zedelediği yıllar. Manevi eziyeti öğreniyorum. Piyanonun üstünde Polonya’daki toplama kampından gelen kurukafa bana göz kırpıyor.
“N’aber yoldaş?” diyor.

Ve şimdi, bu yazılanların hiçbiri yok.

Akmış gitmiş su gibi.