"istanbul" ile etiketlenen 9 kitap bulunmuştur.

İstanbul Yedi Tepede On Yedi Gezi

İstanbul

Yedi Tepede On Yedi Gezi

İstanbul - Yedi Tepede On Yedi Gezi, bir gezi kitabı. Rehberimiz: Tarih çalışmalarıyla, özellikle de belgesel kanalı İz TV için şair Eray Canberk ile hazırladığı Ömür Biter İstanbul Bitmez adlı dizi belgeselle tanıdığımız Rüknü Özkök.
Özkök, İstanbul’un birinci tepesi olan Sultanahmet’ten başlayarak “asıl İstanbul”u yani Tarihi Yarımada’yı semt semt, durak durak geziyor; gezdiği yerlerdeki tarihi yapıları hikâyeleri, efsaneleri, mimari ve tarihi özellikleriyle anlatıyor. Ama kuru bir gezi anlatısı değil bu kitap. Bütün bu tarihi yerlerin ve yapıların tanık oldukları olaylar, tarihi kaynaklardan, klasik edebiyat ürünlerinden yapılan alıntılarla ele alınıyor.

İstanbul'un Tramvayları Dan Dan!..

İstanbul'un Tramvayları Dan Dan!..

“Selim İleri’nin inşa ettiği arı duru geçmiş zaman, özlediği gelecektir.”
Beşir Ayvazoğlu

“Tıpkı insana ait acıya, aşka, insana ait karanlığa duyduğunuz hayret gibi. İşte bu yüzden siz benim için Selim İleri olduğunuz kadar bir şairdiniz de.”
Birhan Keskin

İstanbul Lâle ile Sümbül

İstanbul Lâle ile Sümbül

"Bence Selim İleri kırk yıldan beri emek verdiği edebiyat alanında mutfağından, izbesine kadar evleri, sokakları, insanlarıyla, dünü bugünüyle İstanbul'u kucaklamış, her eseriyle biraz daha usatlaşmış, değerli bir İstanbul yazarıdır."
İnci Enginün

İstanbul Hatıralar Kolonyası

İstanbul Hatıralar Kolonyası

Her kentin bir öyküsü vardır. Ve her kent kendi öyküsüyle büyür, güzelleşir, aranır ve anımsanır. Her birimizin de bir öyküsü vardır kent içinde. Çocukluğumuz, ilk sevda günlerimiz, hüzünlerimiz, kavuşmalarımız ve arayışlarımızla. İstanbul için de öyle. Ama, bir başka İstanbul, bir şiir İstanbul ise, geçmişin fotoğraflarından ve Selim İleri’nin kaleminden "İstanbul Hatıralar Kolonyası".

“Bana öyle geliyor ki, mevsim sonbahar. Ve güneşli bir öğleden sonra. Yıl şimdi 2006. Fotoğraftaki kendime bir yabancıya bakar gibi bakıyorum. Doğup büyüdüğüm İstanbul’a da çoğu kez öyle bakıyorum. Bu yüzden sürüyor İstanbul Kitapları. "İstanbul Hatıralar Kolonyası"nı bu yüzden kaleme getirdim. Geçmiş elli yılın dökümünde, tarihî ve soylu bir kentin bana yansımış, bende hâlâ yaşayan öyküsünü arıyorum” diyen İleri’den başka söze gerek var mı?..

Bir Zaman Tüneli: Beyoğlu

Bir Zaman Tüneli: Beyoğlu

Pera... Ya da bugünkü adıyla İstanbul’un gözbebeği Beyoğlu. Binaları, insanları, lokantaları, kafeleri, sanat olaylarıyla şehir içinde koca bir şehir. Yüzyıllardır hep merkez olmayı sürdürmüş bir semt. Feriha Büyükünal, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği bu mekâna hep ilgi duymuş. Ve onun 50’li yıllardaki Batılı havası, zaman geçip de bozulmaya başladığında ona sahip çıkmak gerektiğini düşünmüş. Beyoğlu’nun tarihçesini yazıya aktarmak da bu sahip çıkma duygusunun bir parçası aslında.
"Bir Zaman Tüneli: Beyoğlu", Pera’nın tarihçesine insanlık hikâyelerinin eklenmesiyle gerçekleşmiş bir çalışma. Bu çalışmanın içinde binaların tarihçesi ve semtteki önemleri de var, azınlıkların yaşam biçimleri de... Oteller, elçilikler, kiliseler, camiler, pasajlar, kafeler, lokantalar, sinemalar, tiyatrolar, portreler ve Beyoğlu’nu kurtarmak için kurulan Beyoğlu Güzelleştirme ve Koruma Derneği’nin hikâyesi... Beyoğlu’yla ilgili yapılmış diğer kitap çalışmalarından alıntılar ve fotoğraflarla da desteklenen "Bir Zaman Tüneli: Beyoğlu", İstanbulseverlerin kaçırmaması gereken bir fırsat.

İstanbul’un Sandık Odası

İstanbul’un Sandık Odası

Selim İleri, İstanbul’u belleklerimizde her dem canlı tutan herkesin ve her şeyin kitabını yazdı. Artık mazide kalan, geri dönüşü imkânsız güzellikleri önümüze koyuyor. Ve böylelikle bellekleri tazelerken yeniden öğretiyor.
İleri’nin inceliklerle harmanlayıp bütünlediği "İstanbul’un Sandık Odası", İstanbul’u anılarla capcanlı kılarken yaşamın telaşından görmeyi unuttuğumuz hazineleri de hatırlatıyor. Her şeyi gören, her devri yaşamış acılı bir bellek gibi...
Yazarların, şairlerin, ressamların izlerinde kalanı anlatırken kendi İstanbulu’nun manolya kokulu bahçelerinde dolaşıyor doyasıya.
Sonunda kaygılara kapanıp kalmayı bir hayat biçimine dönüştüren Tevfik Fikret’in ölümün lezzetini katre katre tattığı Aşiyan’ı, Hüseyin Rahmi’nin son durağı Heybeliada’yı, Halide Edip’in mor salkımlı Ihlamuru’nu, Ahmet Haşim’in pek gamlı ve tenha bulduğu Anadolu yakasını, Malik Aksel’in kuşevlerini, Necatigil’in apartmana çıkınca duyduğu utancı, İbrahim Çallı’nın bin bir renkteki çiçeklerini eserlerine taşıdığı bahçeleri, Ahmet Hamdi’nin somut gerçeklik ile fizikötesi arasında sonsuz bir gelgit olarak gördüğü İstanbulu’nu hatırlatıyor.

İstanbul Seni Unutmadım

İstanbul Seni Unutmadım

“İstanbul’un eskiden renkleri vardı” diyor Selim İleri. Ve bu renklerin peşine düşüyor yeniden. Unutmadığı, unutamadığı ve asla unutmayacağı bir kenti dillendiriyor. Beyoğlu’nda vitrin gezen, tiyatro perdelerinin vişneçürüğünde hayaller kuran, kendini Moda’da sakin, Boğaz’da çırpıntılı denizin gelgitine bırakan, bostandan kıvırcık salata toplayan, Çamlıca’dan İstanbul’un siluetine hâkim olan, Cihangir’in karanlık ama albenili yüzünde yenilenen, badem ezmesi, şekerleme ya da acı bir kahve tadında bir kitap "İstanbul Seni Unutmadım". Selim İleri’nin kaleminden... Onun bütün İstanbul kitapları gibi geçmişten beslenen sıcak ve duru bir kitap.

Eski İstanbul Sinemaları Düş Şatoları

Eski İstanbul Sinemaları

Düş Şatoları

Topluca film seyrettiğimiz, bizlere başka dünyaların kapılarını açan sinema salonlarının yani düş şatolarının hikâyeleri...

Yıldızlar Altında İstanbul

Yıldızlar Altında İstanbul

Selim İleri, "Yıldızların Altında İstanbul"da romanlarda, filmlerde kalmış o kenti, eski İstanbul’u, günümüze getiriyor. Bizi de resimlerle, fotoğraflarla renklenmiş bu büyülü yolculuğa davet ediyor.
Bir zaman makinesine binip, "renk, ışık ve sular kenti" İstanbul’a gidiyoruz. Leylakların hâlâ yaşadığı İstanbul’a... Hanımeli kokularının, evde yapılmış limonataların, uzaklardan duyulan yoğurtçu çıngıraklarının kentine gidiyoruz. Köpükten ibaret kahveler içip, tozlu parfüm şişelerini açıyoruz.
Yüksek tavanlı meyhanelerden heyecanlı sohbet sesleri duyuluyor, bir yanda da eski radyolardan cızırtılı bir müzik yükseliyor. Yatılı okul kapısında vedalar yaşanıyor, iskelelerde sevinçli karşılamalar... Sakin dünyanın sakin komşularını anıyoruz. Deniz manzarasına açılan yokuşlardan iniyoruz nefes nefese. Nice sanatçının geçtiği Küçük Sahne’de bir oyun seyrediyoruz mesela... Yazlık sinemada siyah beyaz bir filme kaptırıyoruz kendimizi. Mühürdar’dan, Moda’dan, Acıbadem’den geçiyoruz, Aksaray’a, Yedikule’ye varıyoruz. Cihangir’i, Yeşilköy’ü, Şişli’yi de unutmuyoruz tabiî... Bir de... ille de Boğaziçi...