"anı" ile etiketlenen 2 kitap bulunmuştur.

Tozlu Altın Kafes Yaşamımdan Anılar

Tozlu Altın Kafes

Yaşamımdan Anılar

Kalamış, Beyoğlu, Ege’nin dünyası, yıllar sonra rüyada görülünce bile insanın içini yakan ilk aşk. Kalp acıyla ikiye bölününce insan ne yapar?
İstanbul’un en güzel, en ince minareleri kalbime saplanmıştı sanki, avucumda kırılan nardan üstüme kan akıyordu. Kaçtım şehirden. 18 yaşındayım, hayat önümde upuzun bir yol.

Yarı karanlık eski Gülhane Hastanesi’nde yanık bir şarkı çalar, durur ağlarım; bana yeniden verilmiş canımı hisseder ağlarım.

Yaşlı Ejder’in Protokol Yolu’ndaki tuhaf evi. İçine girdiğim tozlu altın kafes. İki insanın birbirini zedelediği yıllar. Manevi eziyeti öğreniyorum. Piyanonun üstünde Polonya’daki toplama kampından gelen kurukafa bana göz kırpıyor.
“N’aber yoldaş?” diyor.

Ve şimdi, bu yazılanların hiçbiri yok.

Akmış gitmiş su gibi.

İçimdeki İstanbul Fotoğrafları

İçimdeki İstanbul Fotoğrafları

Mario Levi ilk kez bu kadar içerden yazıyor kendisini,
kendi kendisiyle söyleşiyor, kendine sorular soruyor. İçimdeki İstanbul Fotoğrafları, Mario Levi’nin “Mario Levi” olarak portresi... Renklerini, dillerini, insanını ayırmadan kucaklayan bir kent olarak İstanbul’un da portresi….

1950’lerin İstanbulunda “Mario Levi” adıyla doğmak, çocuk olmak, büyümek, erkek olmak, yazar olmak üzerine sorular... Şehir değişir dönüşürken, Mario Levi de nasıl değişmiş dönüşmüştür, onun üzerine
sorular...
“Herkes kendi dilinde ölüyordu. Dilini fırtınalardan korumak için, yeterince duyurulamayan o yangınları, depremleri, aynaların acımasızlığını taşıma umuduyla en korunaklı yerlerinde hayatta tutmaya çalışanların
sözleri... Bu sözlerin çağrısını hep duymak istemiştin.
Dil... İnşa etmek istediğin dil, hangi dildi? Evlerin, odaların, sende Türkçeninkinin yanı sıra, başka dil dünyalarının, Fransızcanın ve Yahudi İspanyolcasının renkleri, sesleri ve duygularıyla da kalmıştı. Tabii aynı zamanda kaygıları, korkuları ve içe kapanmalarıyla da... Çocukluk günlerinde bu yaşadıklarının, şehrinin tarihinin, sendeki tarihinin kaçamayacağın gerçekleri arasında yer aldığının farkında değildin. Şehir seni kendisine, bu çağrısıyla da bağlıyordu. Biliyordun, çok iyi biliyordun asıl farklılığın, seni yazıya çağıranın o aynalardan geldiğini.”